HABERLER
OCT ile Röportaj yaptık !
Orhanlı Caz Topluluğu sorularımızı cevapladı..
1. Bize OCT'nin kuruluş hikayesini anlatır mısınız?
 
Zaman içinde genel bir çerçeve etrafında şartlara göre hep değişen bir ekip olduk aslında. O yüzden de pek sabit bir hikayesi yok. İlk tohumlar, 2006'da Dan Kapp’in, Koç'ta seçmeli müzik dersini alan öğrencilerinden kurduğu "Jazz Band" ile atıldı diyebiliriz. 2007'de Gürsel Türker'in okula gelmesiyle çarşamba akşamları toplanan bir "Pop-Caz Orkestrası" olduk ve yavaş yavaş biz de organizasyona dahil olmaya başladık. Malum yaşlar henüz küçük J. Büyüklüğü 10-20 kişi arasında değişen bir ekip olarak 2007-2010 arasında Gürsel Hocanın önderliğinde Sevgi Gönül Sanat Gecesi, Ramfest, açılış, kapanış, X töreni, Y gecesi vs. şeklinde bayağı bir sahne aldık, işi sevdik, bağlar güçlendi. 2010 yazında vites atıp Genoa, İtalya'da Gezmataz Caz Festival & Workshop'una, müzik bölümüne fazla iş bırakmadan, kendimiz organize olarak katıldık. En sağlam kilometre taşlarından biri buydu diyebiliriz sanırım. Ekibin büyük kısmı mezun olup herkes ayrı yerlere dağılınca bir ara verdik. Ekipten 3 kişi yan komşu Sabancı Üniversitesi’nde olunca orada da paralel yapılanmalar oldu ve kafası bize çok uyan, çok iyi müzisyenlerle, yeni insanlarla tanıştık. Yaklaşık 4 senelik bir "inziva" sürecinden sonra 2014 Aralık civarında Uğur'un (Küpeli, ‘10) da Istanbul'a dönmesiyle birlikte çalmayı çok özlediğimizi farkettik ve tekrardan canlanmak istedik fakat birlikte çalmak/çalışmak istediğimiz insanlar çok fazla arttığı için yeni bir çerçeveye yöneldik. Sonuç olarak ortaya quantum fiziği üzerine doktora yapanından IB essay'lerini yetiştirmeye çalışanına kadar geniş yelpaze bir ekip çıktı, adını da Orhanlı Caz Topluluğu koyduk :)
 
2. Orhanlı Caz Topluluğu ismini nasıl düşündünüz?
 
O isim aslında lise yıllarında kendi aramızda "geyik” maksadıyla kullandığımız bir isimdi. Uğur kendisine bir myspace profili hazırlıyordu, bizim ekipte çaldığı yılları profilinde hangi isimle orada göstersek diye düşünürken bulmuştuk. 2014 Aralık'ta ekibi tekrar toplarken isim daha yüklü bir anlam kazandı.  Zaman içinde tanışıp birlikte çaldığımız / çalıştığımız ve bu oluşumun içinde herhangi bir şekilde (müzik, görsel, dinleyici ...) bulunmasını istediğimiz insanların çoğunlukla ya Sabancı Üniversitesi'nden ya da Koç'tan olduğunu farkettik ve ortak payda olarak Orhanlı'yı gördük (okula uzun zamandır yolu düşmeyenler için belirtelim; Orhanlı, okul kampusünün içinde yer aldığı mahalle ).
 
3. Aranızda çok farklı sınıflardan hatta hala okulda okuyanlardan var. Bu bağ nasıl oluştu? Koç'un ekipteki yeri nedir?
 
Genel olarak Koç'ta yetişen nesiller ile kendimiz de mezunu olduğumuzdan dolayı kafa olarak yakın hissediyoruz. İtalya'ya giden ilk jazz band ekibiyle, liseden mezun olduktan sonra da müzik bölümündeki hocalarımız aracılığıyla bağı hiç koparmadık. Uğur, Yağız (Özkan, ‘10), Emre (Günay, ’10) ve Burak (Soner, ‘10) zaten ilk jazz band ekibindendi ama mesela Elif'le (Özüçağlıyan, ‘12) ve Rana (Uludağ, ’13) ile olan bağımız eski Sevgi Gönül Sanat Geceleri'nden. Her sene en az birimiz Sevgi Gönül Gecesi'ne dinleyici olarak katılıyoruz, zaman ve şartlar uyarsa mezunlar olarak Ramfestlere de katılıyoruz. Duygusal bağın güçlülüğü zaten aşikar ama biz aslında Koç'ta, böyle "olaylar" (çok fazla boyutu olduğu için konser / sanat gecesi olarak değil olay olarak nitelendiriyoruz) nasıl organize edilir, nasıl yönetilir, nasıl çalınır, nasıl keyif alınır bunları her boyutuyla öğrendik ve tecrübe ettik. Her ne kadar ilk jazz band ekibinin bağları önemli olsa da, gerçekçi olmak gerekirse bağların hala lisede kalan tarafını Yiğit'e borçluyuz. Yiğit (Soner, ’15) olmasa herhalde Ekin'le (İlkbağ, ‘16) ve Esen'le (Arıkan, ’16) hiç tanışamazdık. Bunun bizim için nasıl bir kayıp olacağını Nublu ve Kiki konserlerinin video kayıtlarından 10’ar saniyeyi karşılaştırarak bile anlayabiliriz sanırız. (Malum ilk konserde gelememişlerdi. İskender Yalçınkaya , Mert Çapan ve Yılmazcan Ersayın zaten bazılarımızın birlikte birer müzisyen olarak büyüdüğü insanlar olduğu için onlar da doğrudan işin içindeydi.
 
4. Ben, sizi hem Koç'ta Atakan Demirseren Salonu'nda hem de Kiki'de dinleme şansını yakalayanlardanım. Sizce hangisi? Neden?
 
Bu karşılaştırmayı yapmaya gönlümüz elvermez sanırım ama çok güzel bir nokta... Atakan Demirseren Salonu’ndaki yıllarda başımızda bizi, tabiri caizse "çekip çeviren", Gürsel Hocamız vardı. Yıllar geçti biz de yoğrulduk, ekipler gördük, ekiplerle çaldık. Hem kişi olarak hem ekip olarak büyüdük. Gürsel Hoca Gürsel Abi oldu ve Nublu'yla birlikte yeni bir sayfa açıldı. Açılan yeni sayfada da eskiden de olduğu gibi çalınmayanları ve çok sevdiklerimizi çalmaya, onları da yine sevdiklerimizle paylaşmaya devam ediyoruz. Tek fark, artık paylaştıklarımızın arasında sadece Atakan Demirseren Salonu koltuklarında oturanlar değil, zaman içinde kazandığımız başka arkadaşların da olması.
 
 
5. Aranızda kariyerine müzikle devam edenler var mı? Nerelerde çalışıyorsunuz/ okuyorsunuz şimdi?
 
Uğur şuan Gröningen'de müzik okuyor, dolayısıyla onunla eskisi kadar görüşemiyoruz ama "hattayız" J. Rivayete göre İskender de "Kalbim Gröningen'de Kaldı" parçasını besteliyormuş ama bakalım... Ekibin geri kalanı ise, 2’si Koç Lisesi'nde, 2’si Bilgi 1’i Koç 1’i Sabancı Üniversitesi'nde öğrenciden ve 2 otomotiv mühendisi, 1 finans uzmanı ve 1 danışmandan oluşuyor. Bu profil zaten ekibin bu işleri yapmaktan ne kadar keyif aldığını ve yapabilmek için ne kadar emek sarfettiğini açıkça ortaya koyuyor...
 
6. Koç Pera'ya hiç geldiniz mi? Bu keyifli grubu Koç Pera'da dinleme şansımız olacak mı?
 
Ekip olarak henüz zamansızlıktan dolayı ne yazık ki gelemedik. Etkinlik mail'larını görüyoruz ama, takipteyiz J. Koç ile bu kadar iç içe bir geçmişimiz varken doğal olarak biz de mezunlar derneği ile duygusal bağlar hissediyoruz. Kafamızda da gelecek için Mezunlar Derneği'nin de çok hoşuna gidecek hayaller ve düşünceler var... İlerleyen zamanlarda da hem Koç Pera'da hem de başka mekanlarda sizlerle buluşmayı iple çekiyoruz! J
 
7. Gelecek için ne düşüyorsunuz? OCT nasıl devam edecek?
 
Bu ekip her ne kadar 2006'dan bugüne çok fazla değişikliğe uğrasa da ekibin temelinde yatan fikirler hiçbir zaman değişmedi. Sürekli ekibin hayatta kalmasını sağlayan da bu fikirlerden doğan amaç oldu: "playlist yapmaya korktuğumuz" seviyedeki müziği, birlikte çalmayı sevdiğimiz/özlediğimiz insanlarla kendimizi gerçekten tatmin edecek kadar iyi çalmak ve bunu en az bizim kadar seven insanlarla paylaşmak. OCT bu amaç doğrultusunda, mümkünse zaman kısıtlarından dolayı şu güne kadar dahil edemediklerimizin dahil olmasıyla, büyümeye de devam ederek gerek ekibin parçası olanlara gerek dinleyenlere keyif vermeye ve var olmaya devam edecek. Uzun lafın kısası, biz bu çok işi sevdik, siz de seviyorsanız: devam.
 
DİĞER HABERLER